Reklam
Selahattin ÇELİK

Selahattin ÇELİK


2. GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KAVMİYETÇİLİK

29 Ağustos 2016 - 00:02

Kavmiyetçilik ya da ırkçılığın, insanlık için çok tehlikeli olması, sosyal ayrımcılığı, ırklar arasında fark gözetilmesini, kendi kanını taşıyan, aynı dili konuşan ve aynı soydan gelenlerin başka soylardan gelenleri aşağılaması ve soykırıma kadar varabilen şiddeti haklı göstermesinden dolayıdır. Irkçılık, ilk çağlardan beri insanlığa büyük zararlar veren, ön yargının ağır bastığı bir benlik dayatmasıdır.
Irkçılık, kapitalist üretim biçiminde fonksiyonel bir değere sahip, tarihsel kapitalizm ya da kapitalist dünya ekonomisi ile donatılmış, sömürünün bir mekanizmasını yansıtan ve haklılaştıran, sosyal olanı doğallaştıran ve böylece toplumsal ilişkilere ilişkin yanlış bilinç veren bir ideolojidir. Modern kapitalizmin ideolojisi olarak ırkçılık, uluslararasılaşmakta ve ekonomik sömürü, politik baskı, sosyal ayrımcılık ve insanların yabancılaşmasını haklılaştırmaya çalışmaktadır. Modern biçimiyle ırkçılık, kapitalist toplumların gelişimine paralel olarak ortaya çıkmış ve yabancılara karşı duyulan nefret için gerekli örnek ve stereotipileri oluşturmuş ve kapitalist toplumun bir parçası olmuştur. Bu yüzden kapitalizm olmadan ırkçılığı, ırkçılık olmadan ise kapitalizmi düşünmek pek olası değildir.[1]
Eski Mısırda’da firavunlar devrine ait mezar duvarlarındaki resimlerde, o zamandaki ırk anlayışını görmek mümkündür. Bu resimlerde yerliler (Mısırlılar) başka renkte, yabancılar başka renkte tasvir edilmiştir. M.Ö. 200 yıllarında Çin'de Çi-in hanedanı devrinde de insanlar deri rengine göre farklı gruplara ayrılmışlardır. Eski Yunan tarihinde bunlara benzer kabileci anlayışlarla karşılaşılır. Yunanlıların ırk ve renk ayrımları, eşitsizlik anlayışına dayanır. Yunanlılar birlikte yaşadıkları kendi toplumlarını üstün görerek diğer toplumlara “barbar” demişlerdir. Yunanlılardaki bu tabakalaşma ileride diktatoryaların ve köle sisteminin kurulmasına sebep olmuştur.[2]
İslam Dönemi’nde ırkçılığın, cahiliye devrinin çirkin bir âdeti olduğu vurgulanarak kesin olarak yasaklanmıştır. Bu dönemde yüreklere su serpen çok sayıda örnek uygulamalar yaşanarak bu kötü adet şiddetle yerilmiş, kan davalarına sebep olduğu ezeli çekişmelere son verilmiştir. Çokluğun ve güçlülüğün değil, insanı üstün kılan iyi meziyetlerin olduğu esas alınarak haksız çekişmelerin vardığı boyutlar göz önüne serilmiştir. “Çokluk kuruntusu sizi o derece oyaladı ki, nihayet kabirleri ziyaret ettiniz.”[3] Burada çokluk yarışı ve çoklukla övünme (Tekasür) bir sureye isim olarak verilmiştir. Cahiliye Araplarının mal, evlat ve akrabalarının çokluğunu bir gurur ve şeref sebebi sayarak, hatta bu hususta yaşayanlarla yetinmeyip kabilelerinin üstünlüğünü geçmişleriyle de ispat etmek için kabirlere gidip, ölmüş akrabalarının çokluğuyla övünme eleştirilerek, gerçek üstünlüğün ahirette ortaya çıkacağı belirtilmiştir.[4]
Yüzyıllarca geri bırakılmış yerlerden daha gelişmiş bölgelere insanlar taşınarak köle olarak kullanılmışlardır. İlk köle gemisi 1562’de Amerikan sularına girmiştir. Bu dönemlerde insanlığın yüz karası manzaralar sergilenmiştir. Bir köle gemisinin geçmekte olduğu, rüzgârın getirdiği kokuyla yüzlerce mil uzaktan anlaşılıyordu. Çünkü ellerinden ve ayaklarından birbirlerine zincirlenerek balık istifi dizilen zenciler, bir ay kadar süren yolculuk boyunca, ağızlarına akıtılan çorbayla besleniyorlardı. Zencilerin “kötü koktukları” ön yargısı, belki de bu gerçeğe dayanarak doğmuştu.
Zenci köleliği, ancak 1863’te onların da bir insan olduğu düşünüldüğü bir zamanda kaldırıldı. Ancak köleliğin kaldırılmasının asıl nedeni, sanayileşen kuzeyin “özgür emek” gereksinimiydi. Daha sonra zenciler türlü türlü işkenceler ve linç girişimleriyle aşağılanıp katlediliyorlardı. Amerika’da lavaboların bile ayrı olduğu dönemler ırkçılığın vardığı boyutları gösteriyordu. Irkçılığın verdiği zararlar sadece ilkel toplumlarla sınırlı kalmamış, uygar halklara da büyük zararlar vermiş ve hala vermektedir.[5] Bütün bu utanç verici ötekileştirme saplantıları, Irkçılığın “ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalık”[6] olduğu tezini akla getirmektedir.
 

[1] Füsun Alver “Alman Basınında Türkler ve Türkiye”. Kurgu Der. Anadolu Ün. İletişim Fak.Yay. No:18, s: 242.
 [2]    www.türkcebilgi.com /ırkçılık.[3]  Tekasür, 1-2.[4]  TDVY, Kur’an-ı Kerim Açıklamalı Meali, s: 621.[5] www.cafrande.org/irk-ve-irkcilik-dusuncesi Alaeddin Şenel, Irk ve Irkçılık düşüncesi.[6] Malcolm  X.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum