Reklam
Halil Demir

Halil Demir


KORONAVİRÜS TÜRK TARIMININ ÖNEMİNİ ORTAYA KOYDU

26 Şubat 2020 - 00:01

Son günlerin en çok konuşulan konusu hiç şüphesiz sağlığımızı tehdit eden koronavirüs salgını. Bu salgın önemini giderek de arttırıyor. Çin’de Wuhan eyaletinde ortaya çıktıktan sonra acaba bütün ülkeleri etkiler mi derken, ülkeden ülkeye yayılarak etkisini genişletiyor. Covid-19 adı verilen bu virüs şuan itibariyle 32 ülkeye ulaştı ve bunlardan ikisi de komşumuz İran ve Irak.

Covid-19 salgınından dolayı bütün Çin karantina altında gözüküyor. Çin ile birçok ülke iletişimini kesmiş durumda. Ülkemiz de önlemler almaya devam ediyor. Virüsün yayıldığı ülkelerle uçuşlar iptal edilirken sınır kapılar kapatılıyor. Çin ve İran ile biz de tedbirlerimizi en üst düzeyde uyguluyoruz.

Covid-19 ülkelerin birbiriyle olan ticaretlerini de etkilemeye devam ediyor. Özellikle ithalatçı ülkeler, ihtiyaçlarını ağırlıklı olarak Çin’den karşıladıklarından burası ön planda tutuluyor. Aslında diğerleri de gözen kaçırılmamalıdır. Bu işin Çin’i, İran’ı, Irak’ı diye bir şey yok. İtalya da virüsle uğraşıyor. Nereden ithalat yapıyorsak dikkatli olmalıyız.

Örneğin Covid-19 salgının hat safhada olduğu Çin’den tarım ve gıda ürünleri ithalatı gerçekleştiriyoruz. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’nun verilerine göre Çin’den 2019 yılında yaklaşık 330 milyon dolarlık ithalat gerçekleştirdik. Bu rakamın içerisinde tarım ürünleri, hammadde ve türevleri var.

Tarım ürünlerine bakıldığından en fazla ithalatı 74-75 bin ton ile çerez olarak kullanılan ayçiçeğinde yapmışız. Siyah çerezlik ülke sathına yayılmış durumda. BİM ve benzeri marketlerde ucuz olarak evlerimize giriyor. Başka bir ürün yaklaşık 50 bin ton ile pirinç. Konserve domatesinden glikoz şurubuna, zencefiline, kuru biberine kadar birçok ürün ithalatımız söz konusu.

Yapılan ithalat rakamları az gibi görünse de sağlığımız risk altında olduğundan dikkat edilmesi gerekiyor. Wuhan’da ortaya çıkan bu salgının yabani hayvanlardan bulaştığı iddiaları varken ve ülke olarak canlı hayvan ithalatımız da söz konusu iken, canlı hayvan ve yem ithalatında da dikkatli olmalıyız.

Aslında Türkiye olarak yetiştirebildiğimiz tarım ürünlerinde ithalatçı olmamız bizim adımıza üzücü. Çin’den ya da başka ülkelerden getirdiğimiz ürünlerin çok azı hariç üretebiliyoruz. Ancak maliyetlerden dolayı daha ucuzuna ihtiyaç duyuyoruz.

Koronavirüs salgını bize kendi tarımımıza her daim sahip çıkmamız gerektiğini ve maliyetler konusunda savaş vermemizin önemini bir kez daha ortaya koydu. Aslında maliyetler açısından üretici ve tüketicinin yükü hafifletebilirse, tarım sektörünün önü açılmış olacak. Sadece bir virüs salgını bile tarımın ne denli stratejik bir alan olduğunu gösterdi. Bunun dışında dikkat edilmesi gereken birçok konu da cabası.

Türkiye’nin etrafında oluşturulan ateş çemberine bakıldığında Covid-19’un dışında birçok belanın ortaya çıkma ihtimali bulunuyor. Covid-19’un biyolojik saldırı olduğu iddialarını da göz önüne almamız gerekiyor. Bu tür salgınlar sadece gıdalarla yayılmıyor. Yayılma araçları çok fazla. Bu da dışa bağımlılığın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Afrika kıtasında var olan adı konulmuş ve konulamamış salgınlara, deli dana hastalığına, SARS ve olması muhtemel yeni salgınlara dikkatlerimizi yönlendirdiğimizde, bütün sektörlerde üretici konumda olmamız gerektiğini anlıyoruz. Üretirsek güçlü oluruz.
 
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum