6 Kasım 2019 00:02
-A +A
Hidayet GÜLTEKİN

Hidayet GÜLTEKİN

MEVLEVÎ ÂYİNLERİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ

Semâzenler sağa doğru birbirine yaklaşırken şeyh de postun önüne çıkarak selam verir ardından sağına dönüp peşrevin ritmine uygun biçimde sağ ayağını ileri, sol ayağını yanına çekmek suretiyle yürümeye başlar.

Şeyhin arkasındaki kişi postun önüne geldiğinde ayak mühürleyip baş keser ve "hatt-ı istivâ" denilen çizgiyi sağ ayağıyla hafifçe atlayıp solu da attıktan sonra posta arkasını dönmeden geliş yönünde ayak mühürleyip, bekler.
Posta yaklaşan diğer semâzen de karşısına gelip ayak mühürleyerek birbirlerinin yüzüne bakıp hırkalarının içindeki sağ ellerini kalplerine götürmek suretiyle selamlaşırlar. Postun sağındaki kişinin arkasını semâhâneye çevirmeden yine sağa dönerek yürümeye devam etmesini diğer semâzenlerin aynı şekildeki hareketleri takip eder.

Hatt-ı istivânın post hizasındaki uzantısında yine ayak mühürleyip baş kesilmek suretiyle semâhâne üç defa dolaşılarak, gerçekleştirilen "devr-i Veledî" bölümü esnasında mutrıb, peşrev çalmaya devam eder. Devr-i Vele- dî tamamlandığında şeyh postuna gelmiş olduğundan peşrev bitmemiş bile olsa kudümzenbaşının birkaç darbıyla peşrev kesilir ve neyzenbaşının kısa bir taksiminin ardından mutrıb heyetindeki âyinhan ve sâzendeler âyini icraya başlarlar.
Şeyh postun üzerinde, semâzenlerin de şeyhin solunda saf tutmuş vaziyette baş kesmelerinden sonra, semâı idare edecek semâzenbaşının dışında semâzenler omuzlarındaki hırkaları çıkarıp niyaz vaziyeti alırlar. Şeyhin postun önünde üç adım atıp ileri çıkarak baş kesmesi üzerine herkes baş keser.

Bundan sonra semâzenbaşı gelip eğilerek şeyhin sağ elini, şeyh de onun sikkesini öper. Bu, semâa "izin niyazı"dır. Semâzenbaşı, yüzü şeyhe dönük vaziyette iki adım geriye çekilip tekrar şeyhi selamlarken semâzenler de baş keserler ve ardından sırayla gelip baş keserek şeyhin elini, şeyh de onların sikkelerini öper.
Semâzenlerin omuzlarında olan eller yavaşça aşağıya indirilirken elin dışı vücuda ve sikkeye değdirilip omuz hizasından yukarıya kaldırılır ve sağ el yukarıya, sol aşağıya bakacak şekilde hem kendi mihverleri hem de semâhânenin etrafında dönmeye başlarlar. "Çark (çarh) atma" denilen bu dönüşün her defasında semâzen ism-i celâli zikreder.
Usûlün değişmesiyle birinci selâmın bittiği anlaşılınca semâzenler bulundukları yerden yüzleri semâhânenin merkezine dönük şekilde durarak niyaz vaziyetinde baş keser; ikili, üçlü gruplar halinde omuz omuza yaslanılır. Şeyh postun önüne doğru üç adım ilerleyip baş kestiğinde yine herkes baş keser.

Şeyh sessizce selâm duasını yaparak bir adım geri çekilince başıyla ikinci selâm semâının başlamasına izin verdiğini işaret eder. Semâzenler de birinci selâma girişteki hareketleri tekrarlayarak ikinci selâmın semâına girerler. El ve sikke öpülmeden girilen ikinci selâmı yine bir usûl değişikliğiyle üçüncü ve ardından dördüncü selâm takip eder.

Dördüncü selâmda, bütün semâzenler bulundukları noktadan ayrılmadan semâ ederler. Semâ- zenbaşı şeyhe niyaz edip şeyhin solundaki yerine geçer ve artık dolaşmaz. Şeyh de postun önüne çıkıp niyaz ettikten sonra semâa girer. "Post semâı" denen bu semâda şeyh, elleriyle hırkasının yakalarını hafifçe açarak yavaş ve vakur bir şekilde meydanın ortasında yer alır.

Bu sırada âyinin güfteli kısmı bittiğinde sazlar son peşrev ve son yürük semâîyi çalar. Yürük semâînin bitmesiyle neyzenbaşı yahut onun belirlediği başka bir sazla son taksim yapılır. Bu taksim, semâ etmekte olan şeyhin yavaş yavaş postun önüne gelmesine kadar devam eder ve şeyh postun önüne geldiğinde taksim sona erer, âyinhanlardan biri aşr-ı şerîf okumaya başlar. Kur'an okunmaya başlanınca herkes olduğu yerde baş keser, yeri öperek oturur. Okunan Kur'an'ı, duagû dedenin okuttuğu Farsça dua (Mev- levî gülbangı), tekbir ve salavat takip eder. Sonrasında şeyhin yüksek sesle "Fâtiha" çekmesiyle herkes sessizce Fâtihâ sûresini okur. Şeyh ile birlikte yer öpülüp ayağa kalkılınca şeyhin ağır ağır okuduğu gülbank (tertiplenmiş dua) sonunda, orada bulunanlar tarafından baş kesilerek ve yüksek sesle "Allah" mânâsına gelen "hû" denilerek dinlenir. Ardından şeyhin posttan ayrılıp baş kesip yüksek sesle "es-selâmü aleyküm" diyerek semâzenlere verdiği selam semâzenbaşı, semâhânenin orta noktasına geldiğinde mutrıba verdiği selam da neyzenbaşı tarafından "ve aleykümü's-selâm ve rahmetullahi ve berekâtühû"cevabıyla alınır. Bundan sonra semâzenler ve mutrıbtakiler "hû" hecesiyle yavaşça doğrulurlar; şeyh semâhânenin çıkışına geldiği zaman posta doğru dönüp baş kestiğinde herkes birlikte baş keser. Şeyhin semâhâneden ayrılması üzerine herkes posta selam vererek semâhâ- neden ayrılır ve âyin sona erer (Özcan, 2004, s.464-466).

Bazen, icra edilen âyinin sonuna doğru şeyh veya tarîkat mensubu can (çile çıkarmayan derviş), derviş yahut mukabeleyi seyreden ziyaretçilerden biri, "nezr-i Mevlânâ" denen dokuz veya dokuzun katlarından oluşan bir miktar parayı semâzenbaşıya gönderir. "Niyâz" adı verilen bu paranın teslimi ile o an yaşanmakta olan manevi neş'enin devamı arzu edilmektedir. Son selâm bitmeden kudümzenbaşının kudümü üstüne bırakılan bu niyâz üzerine, son peşrev çalınmadan neyzenbaşının kısa bir segâh taksimini takiben "niyâz âyini" başlar. Niyâz âyini önce devr-i revân, sonra yürük semâî usû- lüyle devam eder. Güftekârı ve bestekârı bilinmeyen bu eserlerden sonra hızlıca çalınan yürük semâî usûlündeki bir saz terennümü ve son taksimle niyâz âyini tamamlanır (Özcan, 2006, s.96-97).
4.            SONUÇ
Âyin bestekârlığının en üst düzeye XIX. Asırda ulaştığı düşünülebilir. Bunun en büyük sebebi, Mevlevîhânelerin yüzyılların birikimi olan Türk mûsikî kültürünü tasavvuf düşüncesiyle kaynaştırıp ortaya koymasıdır. Bu düşünce ve klâsik tarzıyla Mevlevîhâneler, dönemin bir çeşit konservatuarlarıydılar. Bünyelerinde apayrı bir müzik formu oluşturup, bu formdan eserler ortaya koyup yorumlayacak sanatçılarında yetiştirilmesi için okul görevi görmüşlerdir. Bu sisteme dışardan ilgi duyup çeşitli eserler veren, bestekârlar ve müzik kuramcıları da ortaya çıkmıştır. Günümüzde de bu müzik formunda eserler verilip, analizler yapılmaktadır.

KAYNAKÇA

Ayverdi, İ. (2005). Misalli Büyük Türkçe Sözlük, Kubbealtı Yay., İstanbul.
Eraydın, S. (1997). Tasavvuf ve Tarikatlar, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yay., İstanbul.
Gölpınarlı, A. (1983). Mevlânâ'dan Sonra Mevlevîlik, İnkılâp ve Aka Kitabevleri, İstanbul.
Gölpınarlı, A. (2006). Mevlevî Âdâb ve Erkânı, İnkılâp Kitabevi, İstanbul.
Heper, S. (1979). Mevlevi Âyinleri, Konya Turizm Derneği Yay., Konya.
İnançer, Ö.T. (1994). Mevlevî Mûsikîsi ve Sema, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklo-pedisi, cilt 5, ss. 420-422, Tarih Vakfı Yay., İstanbul.
Küçük, S. (2006). Mevlânâ ve Semâ', Sûfi, Gelenek ve Hayat-Keşkül, Sayı: 07 Kış, ss. 51-54, İstanbul.
Özcan, N. (2004). "Mevlevî Âyini", Türk Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, cilt 29, ss. 464-466, Türk Diyanet Vakfı Yay., Ankara.
Özcan, N. (2006). Türk Dînî Mûsikîsi Şâheserleri Mevlevî Âyinleri, Sûfi, Gelenek ve Hayat-Keşkül, Sayı: 07 Kış, ss. 96-97, İstanbul.
Tanrıkorur, C. (2003). Osmanlı Dönemi Türk Mûsikîsi, Dergâh Yay., İstanbul.
Tümer, G. (1991). Âyin, Türk Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, cilt 4, ss. 248-250, Türk Diyanet Vakfı Yay., İstanbul.
Uludağ, S. (1999). İslâm Açısından Mûsikî ve Semâ', Marifet Yay., İstanbul.
Yılmaz, H.K. (2000). Anahatlarıyla Tasavvuf ve Tarikatlar, Ensar Neşriyat, İstanbul.
* * * *

Facebook'ta paylaş butonu
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Alıntı Yazarlar
Anket

Sayfalar
Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...