27 Ağustos 2019 00:02
-A +A
Fatma Büşra Kakı ARSLAN

Fatma Büşra Kakı ARSLAN

EV KADINI - İŞ KADINI

Üniversiteye ilk gittiğim yıl bir kelime öğrenmiştim. Entegrasyon. İlk duyduğumda çok yabancı gelmişti bu kelime. Ki zaten yabancı bir kelimeydi. Sonrasında uyum sağlama gibi anlamlarının olduğunu öğrendim. Entegrasyon eğitimi üniversiteye gelen yeni öğrencinin okula uyum sürecini hızlandırma amacıyla hazırlanmış bir programdı. Adı hala bende bir şeyi bana zorla satmaya çalışıyorlarmış hissi uyandırsa da uyum sağlama işi önemli mesele.

Kadınlar çalışma hayatına yeni başlamadı. Cumhuriyet döneminden itibaren kadınların sosyal hayata yavaş yavaş yürüdüğünü görüyoruz. Bu kimi zaman sanatla kimi zaman ticaretle kimi zaman hizmet sektörüyle kimi zaman felsefeyle, eğitimle olmuş. Ancak modern toplum hayatının etkileriyle “iş kadını” kavramı kulaklarda daha duyulmaya başlandı. Eskiden böyle bir tabir yoktu. Sadece “iş adamı” denirdi.
Sırası gelmişken iş kadını kavramının sabah evden çıkıp 8’de işe başlayıp 6 gibi eve dönen bir mesai kavramının ötesinde; işini evinden el emeğiyle, sosyal medya aracılığıyla, kendi işini kurarak emek veren herkesi katmalıyız. Yani pasta tek çeşit değil. Eskiden dantel işleyip ürünlerini tuhafiyeciler aracılığıyla satıp eve destek olan kadınlar da iş kadını statüsünde gözümde. İş kadını olmak için ancak belli bir limit üstünde para kazanma belli koşullar altında zaman geçirme kıstasları yakında sona erecek gibi. Peki, iş kadınları işlerinden, hayatlarından memnun mu?

Geleneksel ve modern toplumun kadına dayattığı ikilemden bahsedeceğim. Geleneksel kültür anlayışı yuvayı dişi kuş yapar düşüncesini taşır ve kadına bir takım görevler yükler. Yemek pişir, ütü yap, çocuk yetiştir, temizlik… Hayatının merkezinde yuvan ve onu ilgilendiren şeyler olsun.
Modern kültür der ki sen güçlü bir kadınsın. Bu dünyaya bir şeyleri başarmak, ayaklarının üzerinde durmak için geldin. Kendini ezdirme. Çalış, çalış, çalış. Özgür ve bireysel yaşa.

Kültür dediğimizde aklımıza yaşanıp bitmiş donuklaşmış kalıp kümeleri gelse de hayatın canlı kısmında aktif rol oynar. Öyle ki bu iki kültürü yaşamak biz kadınları ikilem yaşatıyor. Asıl isteğimize kulak veremiyoruz bile. Toplum buna müsaade etmiyor. Çalışsam böyle olur. Evlensem şunlar. Her ikisini nasıl yaparım? Kadın bu şekilde yoruluyor. Çalışan kadın yuva sıcaklığını hissedemiyor. Çocuğuyla yeterince ilgilenememenin sancısını çekiyor. Bunun yanında işe gidiyor, çalışıyor. Eve geliyor, çalışıyor. Ev kadınlarında da durum farklı değil. Bakıyor onlar para kazanıyor, bir şeyler yapıyor ben niye gün sonunda tükenecek olan her günün aynısı işleri yapıyorum? E, dünyanın bin türlü hali de var. Her şeyi mükemmel yapma isteği ya da buna zorlanması. Peki, bu fıtrata ne kadar uygun? Doğamıza ne kadar uyumlu? Ne istiyoruz ve en önemlisi ihtiyacımız olan hangisi?

Her kadın nasıl farklıysa istekleri de farklılık gösterecektir. Kimi kadın fazla enerji doludur. Ne kadar çalışsa yorulmaz. Bunun yanında çocuk bakmak ona göre olmayabilir. Kimi kadın çalışmak istemez. Yuva sıcaklığı bana yeterli, der. Tüm bunların yanında çalışmak zorunda olan kesim hiç de az değil. Burada devreye devlet desteğinin girmesi zaruri. Özellikle kadın anne olduktan sonra ilk 2 yıl memur olsun olmasın her çalışana ücretli izin vermeli. Geleceğini düşünen devletler anneye yatırım yapan kalkınmış devlet statüsündeler. Bir belgesel de izlediğim sosyolog şöyle demişti. “Bir yılda bir mahkûma yapılan yatırım bir anne ve bebeğine yapılan yatırımdan çok çok fazla. Devletin her bir bireyine yapacağı yatırım gelecekteki suç oranlarını muhakkak ki azaltır.” Huzurunu refahını düşünen devlet politikaları bu yönlü çalışıyor. Bunun yanında aile-eş desteği de olabildiğince gerekli.

Eğer ne istediğini bilen ve ona göre yaşamını sürdüren bir kadınsa mükemmel. Bunun yanında ikileme düşen genel çoğunluğun da dengeye ihtiyacı var. Enerjik olsun olmasın kadın ruhunun tek bir noktaya saplanarak yaşamını sürdürmesinin fıtratına ters olduğunu düşünüyorum. Çocuk, yuva kavramlarını çoğu kadın hayatında görmek ister bunun yanında her kadın içindeki cevheri de çıkarabilmeli. Bir şeyler üretebilmeli. Bu da bir ihtiyaçtır. İhtiyaç hissetmeyen kadınlar genellikle başka insanların hayatlarını konuşarak zaman harcarlar. O ihtiyacı duyamazlar böylelikle. Bu cevher yalnızca büyük sanat eserleri üretmek, şirket sahibi olmak değil. Öncelikle kendi iç huzurunu sağlamak. Ne istiyorsun onu bilebilmek ve ona göre hareket etmek. Dayatmalardan kurtulmak her ne kadar kolay olmasa da kadının ruhundaki güç buna uyum sağlamayı başaracaktır. Ve kadın kendini ait hissettiği yerin neresi olduğuna dair bilgiyi bir gün mutlaka keşfedecektir. Çaba ve sabırla…

Facebook'ta paylaş butonu
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Alıntı Yazarlar
Anket

Sayfalar
Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...